Geri Gönderme Merkezi Nedir?

Geri Gönderme Merkezi Nedir?

Avukat Zeynep Koylan

KOYLAN Hukuk Bürosu

6458 Sayılı YABANCILAR VE ULUSLARARASI KORUMA KANUNU gereği yabancıların, Türkiye’ye giriş, ülkede kalış ve çıkış süreçlerinde uygulanacak hukuk hüküm altına alınmıştır. Yabancıların, T.C. kanunlarına uymaları, gerekli izinleri almak için yükümlülüklerini yerine getirmeleri halinde esas olan yabancıları yerine göndermenin yasak olduğudur. Ülkeye sığınmış insanların, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemeyeceği kanunla koruma altına alınmıştır.

Ancak yabancılar hakkında, aşağıda sayılı haller kapsamında sınır dışı etme kararı alınabilir.

54- Sınır dışı etme kararı alınacaklar; 

  1.  TCK 59 kapsamında, İşlediği suç nedeniyle hapis cezasına mahkûm edilen yabancı, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezasının infazına veya koşullu salıverilmesine karar verildikten ve her halde cezasının infazı tamamlandıktan sonra, durumu, sınır dışı işlemleriyle ilgili olarak değerlendirilmek üzere derhal İçişleri Bakanlığına bildirilir.
  2.  Terör örgütü yöneticisi, üyesi, destekleyicisi veya çıkar amaçlı suç örgütü yöneticisi, üyesi veya destekleyicisi olanlar 
  3.  Türkiye’ye giriş, vize ve ikamet izinleri için yapılan işlemlerde gerçek dışı bilgi ve sahte belge kullananlar 
  4. Türkiye’de bulunduğu süre zarfında geçimini meşru olmayan yollardan sağlayanlar
  5. Kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar
  6. Vize veya vize muafiyeti süresini on günden fazla aşanlar veya vizesi iptal edilenler
  7. İkamet izinleri iptal edilenler
  8.  İkamet izni bulunup da süresinin sona ermesinden itibaren kabul edilebilir gerekçesi olmadan ikamet izni süresini on günden fazla ihlal edenler
  9. Çalışma izni olmadan çalıştığı tespit edilenler 
  10. Türkiye’ye yasal giriş veya Türkiye’den yasal çıkış hükümlerini ihlal edenler ya da bu hükümleri ihlale teşebbüs edenler
  11.  Hakkında Türkiye’ye giriş yasağı bulunmasına rağmen Türkiye’ye geldiği tespit edilenler
  12.  Uluslararası koruma başvurusu reddedilen, uluslararası korumadan hariçte tutulan, başvurusu kabul edilemez olarak değerlendirilen, başvurusunu geri çeken, başvurusu geri çekilmiş sayılan, uluslararası koruma statüleri sona eren veya iptal edilenlerden haklarında verilen son karardan sonra bu Kanunun diğer hükümlerine göre Türkiye’de kalma hakkı bulunmayanlar
  13.  İkamet izni uzatma başvuruları reddedilenlerden, on gün içinde Türkiye’den çıkış yapmayanlar 
  14. Uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından tanımlanan terör örgütleriyle ilişkili olduğu değerlendirilenler. 

Uygulamada, her soruşturmaya dahil olmuş yabancı hakkında TCK 59 kapsamında İçişleri Bakanlığı’na haber verildiğinden, aniden şahısların sınırdışı edilmek üzere Geri Gönderme Merkezi’ne gönderildiği gözlemlenmektedir. Bu uygulama, henüz yargılama yapılmamışken kolluk tarafından aceleyle hatalı bir biçimde uygulanmaktadır. Sınırdışı kararı verilmeyecek şahıslar dahi haklarında bir idari gözetim kararı olmaksızın Geri Gönderme Merkezleri’ne gönderilmektedir. Geri Gönderme Merkezleri telefonla aranamamakta, avukat olmayan vatandaşlar içeri alınmamaktadır. Bu sebeple bu tür bir karışıklık çıkması halinde acilen bir avukatın göç idaresinden bilgi alarak süreci yönetmesi gerekmektedir.

  • Hakkında sınır dışı kararı verilecek yabancılar, kolluk tarafından yakalanmaları hâlinde, haklarında karar verilmek üzere derhâl valiliğe bildirilir, 48 saat içinde valilik sınır dışı etme kararını değerlendirir
  • Hakkında sınır dışı etme kararı alınanlardan; kaçma ve kaybolma riski bulunan, Türkiye’ye giriş veya çıkış kurallarını ihlal eden, sahte ya da asılsız belge kullanan, kabul edilebilir bir mazereti olmaksızın Türkiye’den çıkmaları için tanınan sürede çıkmayan, kamu düzeni, kamu güvenliği veya kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar hakkında valilik tarafından idari gözetim kararı alınır ya da 57/A maddesi uyarınca idari gözetime alternatif yükümlülükler getirilir. 
  • Hakkında idari gözetim kararı alınan yabancılar, yakalamayı yapan kolluk birimince geri gönderme merkezlerine kırk sekiz saat içinde götürülür.

Geri gönderme merkezlerindeki idari gözetim süresi altı ayı geçemez. İdari gözetim valilik tarafından her ay düzenli olarak değerlendirilir. 

Yabancı hakkında idari gözetim veyahut sınırdışı kararı alındığında ve bu karar tebliğ edildiğinde, idari gözetim kararına karşı sulh ceza hâkimine başvurulur. Yapılan başvuru idari gözetimi durdurmaz.

Yabancının bir avukatla değil, kendi başına hareket etmesi ve itiraz dilekçesi yazması ve idaredeki memurlara verilmesi hâlinde, dilekçe yetkili sulh ceza hâkimine derhâl ulaştırılır, sulh ceza hâkimi incelemeyi beş gün içinde sonuçlandırır.

Sulh ceza hâkiminin kararı kesindir. Bu kararlara itiraz edilemez.

İdari gözetim altına alınan kişi veya yasal temsilcisi ya da avukatı, idari gözetim şartlarının ortadan kalktığı veya değiştiği iddiasıyla yeniden sulh ceza hâkimine başvurabilir. 

  • Hakkında kesinleşmiş sınır dışı kararı verilen yabancıların seyahat masrafları kendilerince karşılanır.  Yabancının mevcut parası sınır dışı seyahat masraflarının tamamını karşılamaya yetiyorsa sınır dışı seyahat masrafları yabancının mevcut parasından karşılanır ve artan tutar kendisine bırakılır.
  • Yabancının hiç parası yoksa seyahat masraflarının tamamı Genel Müdürlükçe karşılanır.
  • Yabancının mevcut parası seyahat masraflarının tamamını karşılamaya yetmiyorsa; Seyahat masrafları Genel Müdürlükçe karşılanır ve yabancının mevcut parasının Genel Müdürlükçe her mali yıl başında belirlenen sınır dışı edilecek yabancıların temel
    gereksinimlerini karşılamaya yetecek tutar kadar kısmı kendisine bırakılarak artan kısmı seyahat masrafları karşılığında Hazineye gelir kaydedilir.
  • Yabancının mevcut parası temel gereksinimlerini karşılamaya yetecek tutarın altındaysa seyahat masrafının tamamı Genel Müdürlükçe karşılanır ve mevcut parası kendisine bırakılır. Masraflar geri ödenmediği sürece, yabancıların Türkiye’ye girişine izin verilmeyebilir. Genel Müdürlük sınır dışı işlemleriyle ilgili olarak uluslararası kuruluşlar, ilgili ülke makamları ve sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği yapabilir.
  • Yabancıların pasaportları veya diğer belgeleri, sınır dışı edilinceye kadar tutulabilir ve sınır dışı işlemlerinde kullanılmak üzere biletleri paraya çevrilebilir.
  • Gerçek veya tüzel kişiler, kalışlarını veya dönüşlerini garanti ettikleri yabancıların sınır dışı edilme masraflarını ödemekle yükümlüdür. Yabancıyı izinsiz çalıştıran işveren veya işveren vekillerinin, yabancının sınır dışı edilme işlemleri konusundaki yükümlülükleri hakkında 4817 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü uygulanır.
  • Gönüllü geri dönüş halinde hakkında sınır dışı etme kararı alınmış ve menşe ülkesine gönüllü olarak geri dönmek isteyen düzensiz göçmenlerden Genel Müdürlüğün uygun gördüğü kişilere ayni veya nakdi destek sağlanabilir.

Geri gönderme merkezlerine telefon ile ulaşılamamaktadır. Bilgi almak pratikte çok zor olduğundan, bir avukatın gitmesi, dilekçe ile bilgi alması ve vekaletname aldıktan sonra hakkında işlem yapması gerekmektedir.

Av. Zeynep Koylan

Kaynakça: 6458 Sayılı Kanun, 5237 Sayılı Kanun

Yazıyı Paylaş
İlginizi Çekebilir

Depremzede Çocukların Korunması

Depremzede Çocukların Sosyal Hizmetler Korumasına Alınması

Avukat Zeynep Koylan

KOYLAN Hukuk Bürosu

DEPREMZEDE AİLELER VE ÇOCUKLARINA YÖNELİK KORUMA ESASLARI

Depremden zarar gören aileler ve göçük altında kalan çocuklar, engelliler ve ihtiyacı olan yaşlılar sosyal hizmetler tarafından korunmaya alınır. Zarar gören çocukların aileleri vefat etmiş veya yaralanarak çocuklara bakabilecek durumda değilse, sosyal hizmetlerin koruması kapsamında engelliler, korunmaya ihtiyacı olan çocuklar ve bakıma muhtaç yaşlıların korunması, mevzuat dahilinde sağlanır. Sosyal hizmet programlarının uygulanmasında korunmaya ihtiyacı olan çocuk, ihtiyacı olan engelli ve ihtiyacı olan yaşlıya öncelik tanınır.  Korunmaya,bakıma ve yardıma ihtiyacı olan kişilere hizmet sunumu insan haysiyet ve vakarına yaraşır şekilde yerine getirilir.

Doğal afetlerde sosyal hizmetlerin görevleri;

Ayrıca doğal afetler söz konusu olduğunda sosyal hizmetlere , ile Doğal afetlerde ulusal ve uluslararası sosyal hizmet kurum ve kuruluşlarıyla birlikte hareket edilmesi ve acil kurtarma ve yardım çalışmalarının etkili şekilde yürütülmesi amacıyla gerekli her türlü tertip ve tedbirin alınması görevi verilmiştir.

“ Doğal afet bölgelerinde afetzedelere yönelik sosyal hizmet müdahaleleri için gerekli öncü, geçici ve sürekli ekipler, Kurum Genel Müdürünün onayıyla kurulur. Bu ekipler ile diğer Kurum personelinin düzenli bir eğitim programından geçirilmesi için gerekli bütün önlemler alınır. Afet bölgesinde görevlendirilen personelin, hizmetin gerektirdiği ihtiyaçları karşılanır.”

Doğal afet bölgelerindeki ilçe sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının mütevelli heyetlerine, ilçe sosyal hizmetler müdürü, mütevelli heyeti üyesi olarak katılır. Bu vakıflarda afet çalışmaları süresince, sosyal hizmet uzmanları istihdam edilebilir.

Mevzuatta yer alan hükümler kapsamında sosyal hizmetlere afetler söz konusu olduğunda sırasıyla;

  1. Sosyal Hizmetler Kurum genel müdürünün onayıyla afetlere yönelik sosyal hizmet organizasyonu oluşturulması,
  2. İstihdam edilecek personel dahil tüm personellerin ihtiyaçları devletçe karşılanması
  3. Acil kurtarma yardım çalışmalarında bakıma muhtaç kişilerin tespiti,
  4. Kişilerin tespitinin ardından Kurumca gerekli belgelerin düzenlenmesi,
  5. Korunması gereken kişilerin tespitinin ardından çocukların reşit oluncaya kadar sosyal hizmet kuruluşlarında bakılıp yetiştirilmeleri ve bir meslek sahibi edilmeleri hususundaki gerekli tedbir kararının yetkili ve görevli mahkemece alınması gerekir.
 

Mahkemece korunma kararı alınan korunmaya ihtiyacı olan çocuğun bakımı ve yetiştirilmesi, bakım için kurulmuş kuruluşlarda olduğu kadar Kurumun denetim ve gözetiminde bir “Koruyucu Aile” tarafından da yerine getirilebilir.  Koruyucu aileye, korunmaya ihtiyacı olan çocuğun bakımı ve yetiştirilmesine karşılık olarak ikinci fıkra kapsamında ödeme yapılabileceği gibi koruyucu aile bu işi gönüllü olarak da üstlenebilir.

Bu kapsamda depremden etkilenen bakıma muhtaç kimseler öncelikle kurumca yetkilendirilmiş görevlerce tespit edilecek ve mahkeme kararı ile korunma altına alındıktan sonra, reşit oluncaya/okullarını bitirinceye dek devlet korumasına alınacak, beslenmeleri, eğitimleri, barınmaları ve korunmaları sağlanacaktır.

İlgili Kanun Metinleri:

Görsel Referansı

 

Yazıyı Paylaş
İlginizi Çekebilir

Deprem Felaketinde Hukuki Sorumluluk

Deprem Felaketinde Hukuki Sorumluluk

Avukat Zeynep Koylan

KOYLAN Hukuk Bürosu

  • Deprem Felaketinde Sorumluluk

Deprem, doğal bir afet olduğu için önlenemese de, depremin şiddetinden etkilenmemiz kaçınılmazdır. Teknolojinin kar elde edilmeksizin kullanılması ve sağlam bir mevzuata tüm yöneticilerin ve müteahhitlerin uyması halinde azaltılabilir. Deprem bölgesi olduğu bilinen bölgede devlet, vatandaşlarına Anayasa’nın 23. maddesine uyarak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek, ve güvenli barınma hakkını sağlamak zorundadır.

Devlet bu hususta; mevzuat çıkarma, ve denetleme hakkına ve sorumluluğuna sahiptir.

  1. Yerleşme ve seyahat hürriyeti

Madde 23 – Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.

Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak;

Bu sebeple devlet, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi zorunlu kılan mevzuatlar çıkararak ve bunlara uygunluğunun düzenli denetimini yaparak, deprem kuşağında yer alan taşınmazları, dünyadaki teknolojik gelişmelerin en üst sınırını esas alacak güvenlikte inşaatlarla düzenli kentleşmeyi sağlayabilir.

Bu hususta dikkat edilmesi gereken, öncelikle mevzuatta inşaat için gereken malzemelerin bir deprem sırasında risk yaratıp yaratmayacağı ve üzerine inşaat ruhsatı verilen alanın zemininin sağlam bir inşaat için uygunluğunun olup olmadığıdır. Olağan hayatın akışında, bir vatandaşın oturacağı evin inşaat ruhsatına uyumluluğunu değerlendirmesi mümkün olmadığından, bu; devletin sorumluluğundadır. Bu sebeple evi deprem sırasında zarar gören her vatandaş, müteahhidin hiçbir ayıbı olmadan inşaatı tamamladığı durumlarda, idarenin sorumluluğuna gidebilir. Bu mevzuatın uygulanmasından kaynaklı zarar gören her vatandaş, İdare Mahkemesinde tam yargı davası açarak devletten tazminat talep edebilir.

Danıştay 11. D., 20.06.2007 tarih, 2005/1353 E., 2007/6248 K. sayılı kararında:

“Bir idari işlem veya bir idari sözleşmenin uygulanması durumunda olmayan, idarenin her türlü faaliyetlerinden veya hareketsiz kalmasından, araçlarının kullanımından, taşınır ve taşınmaz mallarının veya tesislerinin yönetiminden dolayı oluşan zararları idari eylem sonucu oluşan zarar ve buna yol açan eylemi de sonuç olarak idari eylem kavramı içerisinde düşünmek gerekmektedir. Deprem nedeniyle oluştuğu ileri sürülen zararların tazmini istemiyle açılan bu davada, yapının üzerinde bulunduğu zeminin özelliği, zemin durumuna göre depreme dayanıklılığının kontrolü, yapı kullanma izni bulunup bulunmadığı, imar planları ve inşaat ruhsatlarının hangi idarelerce yapıldığı ve verildiği, yapıların imar açısından denetlenmesi, afete uğramış ve uğrayabilecek bölgeler ile yapı ve ikamet için yasaklanmış afet bölgelerinin tespit ve ilan edilip edilmediği, afet bölgelerinde yapılacak yapılarla ilgili kuralları, yapı tekniklerini, projelendirme esaslarını, ülkenin deprem haritalarını hazırlamak konusunda idarelerin üzerlerine düşen görev ve yetkileri yerine getirip getirmediği, denetim ve kontrol görevlerini yapıp yapmadığı hususları ayrı ayrı irdelenmeli ve idarece gerekli önlemlerin alınıp alınmadığı belirlenmeli ve bunun sonucuna göre; idarenin belli bir hareket tarzı izleyip izlemediği veya hareketsiz kalıp kalmadığı ortaya konulmalıdır. Olaya bu açıdan bakınca yukarıda yapılan belirleme sonucu olayda idarelerin hareketsizliği söz konusu olmakla öğretide de kabul edildiği gibi idarenin bu hareketsizliğinin ‘olumsuz eylem’ olarak kabulü gerekmektedir. Mücbir sebep, sezilemeyen ve karşı konulamayan bir olayı ifade eder. Bu sebep, zararı idareye yüklenebilir olmaktan çıkaran ve zararla idari faaliyet arasındaki illiyet bağını kesen dış bir etken olarak doğal, toplumsal veya hukuki bir olaydan kaynaklanabilir. Sezilemezlik, karşı konulamazlık, kusursuzluk ve gerçeklik halleri mücbir sebebin ayırt edici öğelerini oluşturmaktadır. Deprem kuşağında yer alan bölgede, deprem gerçeğinin bir veri alınması suretiyle yerleşmelerle ilgili alanların belirlenmesi, bu alanlardaki yapılaşmaya ilişkin kararların alınması, uygulanması ve denetlenmesiyle ilgili idari faaliyetlerin bütünündeki olumsuzluklardan oluşan idarenin ‘olumsuz eyleminin’ bulunması durumunda, depremin mücbir sebep olarak değerlendirilerek zararla illiyet bağını kestiğini kabule olanak bulunmamaktadır. Bu durumda, Mahkemece uğranıldığı ileri sürülen zararın oluşumunda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi sonucu bir karar verilmesi gerekirken depreminin mücbir sebep kabul edilerek zararla idari faaliyet arasındaki nedensellik bağının ortadan kalktığı gerekçesiyle davanın reddi yolundaki kararda isabet görülmemiştir.” 

Danıştay bu kararında deprem kuşağında yer alan bir bölgede yürütülen faaliyetlerde idarenin depreme karşı hazırlıklı olması gerektiğini ve idarenin bu konuda gerekli çalışmaları, araştırmaları, kontrolleri, denetlemeleri yapmadığı takdirde mücbir sebebe dayanarak sorumluluktan kurtulamayacağını açıkça belirtmiştir.

7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun’da belirtildiği üzere belediye, mülk idare amirleri ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na afet bölgelerindeki yapıları denetleme görev ve yetkisi verilmiştir. Bu makamlar sorumlu oldukları alanlarda yapıların mevzuata uygun olarak yapılıp yapılmadığını denetlemekle yükümlüdürler. Deprem nedeniyle zarara uğrayan kişi binanın mevzuata aykırı yapıldığını ispatladığı takdirde, idarenin oluşan zararı tazmin etmesi gerekecektir.

Ancak bu hususta dava açmadan önce, depremde müteahhitin sorumluluğu değerlendirilmelidir. İnşaat faaliyetinde bulunarak bir bina yapan Yüklenici Müteahhit, binanın tüm işlerini hukuka uygun, yaşamak için güvenli, ve özenli yerine getirmelidir. Bu sebeple Müteahhitin depremden doğan zarardan sorumlu olması için bir kusuru bulunmalıdır. 

Bu sebeple bir bina deprem etkisiyle yıkıldığında, öncelikle tespit edilmesi gereken hususlar şunlardır;

-Bina mevzuata uygun malzemeler ile uygulama hatası olmaksızın iyi bir mühendislik kullanılarak yapıldı mı?

Güvenilir ve sağlam malzemeler ile, uygun zeminde iyi bir inşaat yapılması halinde depremin vereceği zarar azalacağından, müteahhit bu aşamada yaptığı her uygulama/mühendislik hatası/yetersiz malzeme kullanımından sorumludur. Binayı yapan ve ayıpsız şekilde teslim ettiğini taahhüt eden müteahhit olduğundan, bölgeden alınacak örnekler ve planlarla inşaatın düzgün tamamlanmış olduğu kanıtlanmalıdır. 

Haksız fiilin mevcut olabilmesi için; fiil, zarar, kusur, hukuka aykırılık ve uygun illiyet bağının bir arada bulunması gerekir. Bu şartların bütünü halinde haksız fiil gerçekleştiğinden hem hukuki hem cezai sorumluluğu söz konusudur.

  • -Hukuki sorumluluğunun değerlendirilmesi için;
  • -Mütteahhit ayıplı bir şekilde edimini yerine getirmeseydi depremin zararı ne olurdu?
  • -Müteahhitin ayıplı inşaat yapmasından doğan doğrudan ve dolaylı zarar nedir?
  • -Binanın zeminin yapısının depremden hasar almaya etkisi nedir?
  • –Binanın zemininin uygunluğu İdare tarafından denetlenmiş ve uygun karar verilmiş mi?

sorularına cevap verilmeli, alanda bilirkişilerce örnek alınarak inşaatta kullanılan malzemeler, binanın işçiliği, mevzuata ve planlara uygunluğu ile zemini değerlendirecek bir uzman görüşü alınmalıdır.

  • -Cezai Sorumluluğu

Yapının uygun inşaası halinde bir ölüm/yaralama meydana gelmeyecekti ise, müteahhit sebebiyle gerçekleşen ölüm ve yaralamadan Müteahhit sorumlu olacaktır. Mütteahhit gerekli dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı kusurlu bir davranışı ile öngörülemeyecek şekilde başka bir kimsenin hayatına son vermesi durumu söz konusu olduğundan  “Taksirle Ölüme Neden Olma” suçu oluşacaktır. Bu suç 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85. maddesinde düzenlenmiştir:

“Madde 85- (1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Taksirle yaralama suçu ise aynı kanunun 89. maddesinde düzenlenmiştir:

“Madde 89- (1) Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.”

Görsel pressfoto tarafından sağlanmıştır.

Yazıyı Paylaş
İlginizi Çekebilir